eleştiri

Çocuklara Ölüm Nasıl Anlatılmalı?

By

Kumkurdu’nda Ölüm

Dr. Zafer Özdemir

Ölüm hakkında gereksiz korkularını yenmek böylece gerçek hakkında doğru bir bilgi edinmek ister misin? Güncel bir klasik ilgisi gören Kumkurdu[1] adlı eserin Zackarina ve Ölüm[2]  başlıklı bölümünde yazar Asa Lind, çocuklara bu sorunun cevabını vermeye çalışıyor.

Ölüm, çocuğun gündemine, bir yakınını kaybetmesi şeklinde olduğu gibi sosyal çevre, medya ve edebiyat eserleri ile de girebilmekte. Nitekim son yıllarda “zombi” karakterlerinin dijital oyunlarda, çizgi film ve kitaplarda sıkça olumsuz örnek oluşturacak şekilde kullanıldığını görüyoruz.

Çocukların ölümle ilişkisi ailesinin yaklaşımlarına, tepkilerine ve içinde yaşadığı kültürel yapıdaki alışkanlıklara göre değişebilmektedir. Ölüm haberinin verilmesi konusunda psikologlar tarafından yapılan tavsiyeleri dikkate almak gerekir. Ortak bir anlayış seviyesini yansıtan bu tavsiyeler öncelikle çocuk-ebeveyn/yetişkin ilişkisinin doğru kurulabilmiş olmasını zorunlu kılıyor. Çocukla kurulacak ilk ciddi diyaloğun “ölüm” konusu olması başlı başına bir sorun oluşturabilir.

Çocuğun ölümle ilgili sorularına “Senin babanın canını Allah aldı”, “Annen şimdi toprağın altında”, “Deden çok uzun bir uykuya daldı” şeklinde verilen cevapların, onların psikolojisine olumsuz etkileri psikologlar ve ehlince tespit ediliyor. Bununla birlikte belki daha kötüsü çocuğun bu tür sorularına kaçamak cevaplar vermek, onları yok saymak, sorunu örtbas etmeye çalışmak…

Toplumsal kodlarımız, günümüzde, ölümle ilişki konusunda psikologları zorlayacak örneklerin ortaya çıkmasına maalesef müsait bir yapı arz ediyor. Çocuk ruh sağlığı açısından bu konuya ayrıca özen göstermek gerekiyor. Bu özeni göstermesi gerekenlerin başında edebiyatçılar ve çocuk kitabı yazarları gelmektedir. Özellikle günümüz yazarları dünyanın değişen karakterine paralel bir biçimde çocukluğun da değiştiğini, daha naif, kırılgan bir çocuklukla karşı karşıya olduğumuzu hatırdan çıkarmamalılar.

Çocuğa ölümün anlatılması edebiyatçılar için cesaret gerektiren bir girişim olmalı. Asa Lind, Kumkurdu kitabında bu cesareti gösteriyor. Daha Fazla Kumkurdu kitabının “Zackarina ve Ölüm” başlıklı bölümünü bu açıdan değerlendirmek yararlı olacaktır.

Kumkurdu adlı eser, çocuk-felsefe ilişkisini örneklendiren bir kitap. Zackarina adlı bir çocuğun hayali kahramanı olan Kumkurdu ile gündelik olaylardan hareketle başlarından geçen olayları, oluşan felsefi durumları yansıtıyor. Eserde ölüm dışında zaman, evrenin sonu ve insanın varoluşu gibi konulara çocuk dili yakalanarak değiniliyor.

“Zackarina ve Ölüm” başlıklı bölümde yazar, çocuğun ölümle sağlıklı ilişki geliştirmesi için çeşitli teknikler kullanıyor. Öncelikle çocukla ölüm hakkında konuşulabileceği yönünde bir yaklaşımdan hareket ediyor. Bu açıdan ölüm karşısında kaçınma, yok sayma gibi yollara başvuran “çok steril” ya da geleneksel yaklaşım sahibi yetişkin tavrı içinde değil yazar.

Ölümle dolaylı da olsa yüzleşecek çocuk, okul öncesi yaş grubunda olan ve hikâyenin ana kahramanlarından Zackarina’dır. Zackarina ölümle çok sevdiği, genişlik, ferahlık ve rahatlık duygusu veren kumsalda karşılaşır. Bu duygular içinde sahilde denizi izlerken denizden karaya doğru gelen bir kuğu görür. Kuğu, dış görünüşü açısından onda olumlu duygular uyandırır. Zackarina’nın yanında hayali arkadaşı, çok sevdiği, soyut-felsefi konuları anlamasında ona yardımcı olan, güvenilir Kumkurdu vardır. Çocuğun ölüm haberini aldığı anda bulunduğu ortam ve beraberindeki kişilerin önemine dikkat çeken bir başlangıcı var hikâyenin.

Zackarina sahilde denizi izlerken bir kuğu görür. Böylece ölüm, çocuğun hayatına, önce dış görünüşü açısından çok olumlu duygular bırakan bir imge olarak (Kuğu imgesi) girer. Deniz, taşıyıcıdır. Deniz imgesinin, ölümü çocuğun gündemine sokan sosyal çevre, medya ya da bir edebiyat eserini temsil ettiği söylenebilir. Bu kısımda soyut, sert, soğuk ve uzak bir imge olan “ölüm”; somut, yumuşak, sıcak ve yakın bir imge olan “kuğu”ya dönüşmüştür. Yazar, psikolojik açıdan hassasiyet gerektiren bir konuyu, çocuğun gündemine sokarken, onun yükünü hafifletme ve yumuşatma yönünde bir dönüşüm tekniğine başvuruyor.

Bu ilk duygu, çocuktaki endişelerin daha sonra iyice azaltılmasına hazırlık oluşturacaktır.  Kumkurdu’nun gerçeği açık ve net bir şekilde söylemesi ile bu ilk duygu kırılır. Kumkurdu, bu kuğunun aslında ölümün kendisi olduğunu söyler:

“‘Hah! Onu tanıyorum’, dedi. ‘O gelen Ölüm’…” (Daha Fazla Kumkurdu, s.80).

Bunun üzerine Zackarina korkmaya başlar. Kumkurdu ise ölüm olgusunu, tanınan ve bilinen bir nesne olarak sunarak çocuğun korkusunu hafifletir.  Ve Zackarina’ya “Ölümle tanışmak istemiyor musun?” (s.81) şeklinde sorar.

Bu aslında şöyle bir sorudur: Normalde korku ile, tehlike ile, şiddet ile, kaybetme duygusuyla ilişkili bir nesne senin karşında bir kuğuya dönüşmüşken onu anlamak, onu yakından tanımak, gereksiz korkularını yenmek böylece gerçek hakkında doğru bir bilgi edinmek ister misin?

Zackarina daha önce Kumkurdu ile defalarca benzer konuları konuşmuştur. Böylece soyut şeyleri anlamanın, yeni şeyler keşfetmenin ve doğru bilgi edinmenin hazzını yaşamış, sorularını ve sorunlarını azaltmıştır. Dolayısıyla Zackarina açısından bu soru, ölüm konusunda da benzer bir olumlu etki sağlayacağı şeklinde algılanmaktadır.

Zackarina’nın, soyut ve felsefi konuları konuşma konusunda bir hazır bulunuşluğa sahip olması, ölüm konusunun konuşulacağı çocukların benzer bir hazırlığa sahip olup olmadıklarını değerlendirilmelidir, mesajı içermektedir.

Zackarina “Ölümle tanışmak istemiyor musun?” sorusuna “ama o zaman ölmem gerekir” şeklinde bir bilinçaltı durumunu yansıtan cevap vermektedir. Kumkurdu bu endişeyi gideren üç şey söyler: 1. İnsan ölümle tanıştığı [onun hakkında konuştuğu] için ölmez 2. Seni almaya gelmediği kesin 3. Ne yaşlısın ne de hasta…

Ölüm karşısında çocuklar birtakım bilinçaltı bilgilere ve dolayısıyla endişelere sahiptir. Öncelikle bunların giderilmesi gerekir. 3-6 yaş grubundaki çocuklar ölümün yaş ve sağlığa bağlı nedenlerle gerçekleştiğini düşünürler. Kumkurdu,  Zackarina’nın yaşına uygun bir cevap geliştirerek bu endişeleri gidermeyi dener.

Daha sonra kuğunun/ölüm imgesinin, sahilde bir adama dönüştüğü görülür. Kumkurdu bu adamla samimi bir şekilde konuşmaya başlar. Bu diyalog sahnesi, Zackarina’yı, ölüm konusuna olumlu bir şekilde daha da yaklaştırır. Yanında ona destekçi olan Kumkurdu ile ölüm arasında güven veren bir ilişkiye şahit olunması bu yakınlaşmayı sağlar. Bunu, yetişkinlerin, soyut, dinî ve felsefi konulardaki endişeleri hakkında çocuklara güven telkin eden bir duruşlarının bulunması gerektiği şeklinde yorumlamak mümkündür.

Daha sonra adam suretindeki ölüm de “masmavi gözleriyle” gülümseyerek onun için gelmediğini, onun daha uzun yıllar yaşayacağını söyleyerek Zackarina’nın endişelerini Kumkurdu gibi giderecektir.

Ölüm, komşusunun hasta ve yaşlı köpeği Tiko’yu almaya gelmiştir. Zackarina bunu duyunca üzülür, bunun ertelenmesini ister. Ancak adam/ ölüm görevlisi bunu yapamayacağını söyler:

“Kimin öleceğine ben karar vermiyorum. Hayat karar veriyor, o benden daha güçlü.” (s.82)

Bu cevap vesilesiyle ölümü algılamadaki kültürel farklara değinmek gerekiyor. Kimin öleceğine kimin karar verdiği konusunda, Müslüman bakış açısıyla nasıl cevap verilebilir? Eserdeki cevap tamamen yanlış kabul edilebilir mi? Çocuğun sevdiği birinin ölümüne Allah’ın karar verdiğinin söylenmesi, “Allah iyi bir varlık olsaydı bunu yapmazdı” algısına yol açabiliyor. Bu açıdan konuyu bütün boyutları ile değerlendirmek gerekiyor.

Ölüm konusunun kültürel yanı, çocuğun çevresindeki kişilerin ölüm ve hayatla kurduğu ilişki ile şekillenir. Mezarlıkları köylerinin, kasabalarının girişine, evlerinin yanına yapan ve ölümü düğün gecesine benzeten (“şeb-i arus” Celaleddin Rumi) bir yaklaşımın modernizm etkisiyle travma üreten dönüşümünden çocuklar da payını almaktadır. “Ölüm, asude bir bahar ülkesidir, bir rinde” diyen şiirleri dinleyen çocuklar ile zombi hikâyeleri izleyerek büyüyen çocuklar şüphesiz ölümü farklı algılayacaktır.

Eserde verilen cevabın bir başka yanı “ölümün nesnelleşmesi” olgusudur. Ölüm (hikâyede adam) hikâyede bir görevli olarak yansıtılmaktadır. İradi bir tavır içinde değildir. İnancımıza göre Azrail adlı melek de böyledir. Bu açıdan davranışlarından dolayı sorumlu tutulamaz. “ölümün nesnelleşmesi” çocuğun ölümü gerçekliği ile karşılaması açısından önemli görünmektedir.

Kitapta ölümle ilgili değinilen bir başka konu cenazelerin nereye gittiği ile ilgilidir. Zackarina’nın bu yöndeki sorusu “bu bir sır” “ölümün sırrı” şeklinde cevaplanıyor. Çocukla ölümü konuşurken, ölümle ilgili bazı şeylerin gizli kalabileceği şeklinde bir cevap şekli aslında bu. Çocuğa ölümün açık ve net bir şekilde anlatılması demek, bu açıdan malumatfuruşluk yapılarak çocuğu gereksiz endişelere sokmak demek değildir.

Peki ölülerin nereye gittiği bir sır mıdır? Bizim açımızdan bu cevap doğru görünmüyor. Ölen iyi insanların cennete, kötülerin ise cehenneme gideceği yönündeki cevabı soyut ve sorunlu bulan psikologlar var. Bununla birlikte Müslüman yaşam/ ölüm algısının yani ölenlerin yok olmadığı ve gerçek hayatın öldükten sonra başladığı şeklindeki inancın aktarılması gerekiyor. Ölüm olgusu aktarılırken genellikle somutlaştırma yöntemine başvurmak yönünde bir eğilim var psikologlarda. Açıklık ve netlik önemli… Ancak Allah, melek, cin gibi gözle görülemeyen varlıklardan haberdar olan, hayatın paranormal, irrasyonel yönüne alışkın çocuklar için de geçerli mi bu uyarılar? Mezarlığı ölülerin evi olarak anlatmak doğru değil elbette ama mezarlığın ölünün bahçesi olduğunu ülkemizde kaç çocuk gerçekçi bulur?

Kumkurdu kitabı, çocukla, ölüm konusunu, kendi kültürel dünyası içinde konuşuyor. Eser okunurken bu noktalar çocuğa açıklanmalı. Bu açıklamalar yapılırken de ehil kişilerin uyarıları dikkate alınmalı.

Kumkurdu’nda ölüm konusu işlenirken Zackarina temel kahramandır. Başlangıç durumunda ölümle ilgili bir kaygı durumu yoktur, nötr durumdadır. Ölümle karşılaşma ile negatif yönde bir duygusal seyir izlendiği görülür. Ancak Kumkurdu, kuğu imgesi, adam ve ölümle diyaloglar negatif duyguları tekrar nötr hâle getiriyor. Bununla birlikte son durumda Zackarina bu yüzleşmeden bir kazanım elde ederek çıkıyor; ölümü algılama tecrübesi. Bu dönüşüm çizelgesi içinde eser, okurlara ölüm olgusunun nasıl anlatılabileceği hakkında bir yöntem göstermiş oluyor. Çocuk, ölüm gibi büyük ağırlığı, sarsıcı, travmatik yönü bulunan bir konu ile bir şok sonucu muhatap olmuyor. Sorun hafifletilerek, endişeler giderilerek, zihinsel ve duygusal olarak çocuğun kavrayacağı bir noktaya çekilerek anlatılıyor. Sanırım bu başka konuların çocuklara açıklanması için de pekâlâ iyi bir yöntem olabilir.

Bu yazı Muhayyel dergisinin 12. (Nisan-2019) sayısında yayımlanmıştır.

[1] Asa Lind, Kumkurdu, Pegasus Yayınları.

[2] Daha Fazla Kumkurdu(İkinci kitap), s.78.

You may also like

Yorumunu Bizimle Paylaş

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.